Eylül 12, 2008 - GECENİN 03:30'UNDA BİR YURT ODASINDA KÂĞIDA DÖKÜLEN SATIRLAR
Kayıt olurken ne umutlarla başladığım bu okulun ömrümden ömür alacağını tahmin edememiştim hiç... çıktığım bu yolda edineceğim yeni arkadaşlıklar, seveceğim ve belki de nefret edeceğim yeni insanlar, öğreneceğim yeni paylaşımlar; bilgiler, vesaireler... hepsi, hayatımda hiç karalanmamış, bembeyaz bir sayfanın açılması demekti benim için. Ama insanın düşüncelerinde "ne oldum dememeli, ne olacağım demeli" sözü daha bir anlamlanıyormuş her öğretim görevlisinin kendi adaletini uyguladığı bu okulda; "Türkiye'de torpilsiz iş olmaz" sözü daha bir anlam kazanıyormuş burada. Ne kadar çalışsa da, emeğinin karşılığını alamamak çok koyuyormuş insana. 3-5 kuruş için farkına vararak ya da varamadan öğrencilerinin gelecekleriyle oynayan, kendilerini çok bilgili sanıp aslında hiçbir şey bilmediğinin farkına varamayan; bilmişlik taslayan öğretim görevlilerine yanıyormuş insan. İlkokul mu burası? Yada, pardon, anaokulu mu? Okulun ilk gününde otoritelerini kurmak istercesine, "evladım, saçını dikme, sakalını uzatma! Kızım, saçlarını topla! Ne bu ya? Ana mı bunlar, yoksa baba mı? Yada bilgisizliklerini bu tür bahanelerle örtbas etmeye mi çalışıyorlar? Hani üniversite özgürlüklerin yeriydi. Yoksa, özgürlük kavramını düşüncelerinde küçücük kalıplara sığdıran insanlar topluluğu mu bunlar? "Saç, sakalla özgürlüğün ne ilgisi var?" diye geçirmeyin sakın aklınızdan. Doğrudan ilgisi olmayabilir, ama dolaylı yollardan etkiler. Bir kere beyinlerimizde özgürlük kavramını dar çerçevelerde düşünme zorunluluğu yaratmak istiyorlar. Sonra nasılsa öğrenci av olur! Sonrasında tav olur; istenilen kıvama varır. Hangi okul kurallarında, "öğretim görevlisinin, ders saatinden önce derse gelip de ders saatinde öğrenciyi derse almama hakkı vardır." ibaresi bulunuyor? O zaman? O zaman ters giden bir şeyler olmalı. Dediğim gibi; herkes kendi adaletinde…
|